14 ŞUBAT'TA KADIKÖY'DEYİZ
Reviewed by Burak Çakır
on
Şubat 04, 2026
Rating: 5
SON GÖNDERİLER
SON ÜMİT'İN 5. SAYISI YAYINDA
"İzlenebilir edebiyat dergisi" mottosuyla yayın hayatına devam eden #sonümit, 5. sayısını 16 Ocak’ta edebiyatseverlerle buluşturdu. Edebiyatı sadece kâğıt üzerinde değil, görsel ve işitsel bir deneyim olarak sunan dergi, bu sayısında rotasını Akdeniz’e çeviriyor.
Dosya: Kıbrıs Türk Edebiyatı
Bu sayıda Dervişe Güneyyeli ve Mihrican Aylanç ile Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın geçmişten günümüze gelişimi, önemli isimleri ve güncel sorunları mercek altına alınıyor. Acapella bölümünde Kadir Aydemir, “Sonsuz Bir Soru” öyküsünü seslendiriyor. Turgay Kantürk’ün “Yaz ve Zaman” şiiri klipleşiyor, şiiri ise Emrah Yar seslendiriyor. Gülhan Tuba Çelik ise 2025 yılını öykü bağlamında değerlendiriyor.
Yayın yönetmenliğini Burak Çakır’ın, editörlüğünü Nezafet Büşra ve Ayşe Hilal Ezber’in üstlendiği beşinci sayının müziklerini ise Mert Dizdar ve İstanbul Sound Desing yapıyor. Derginin tüm sayıları gibi yeni sayısı da YouTube üzerinden izlenebiliyor: https://www.youtube.com/@sonumit
SON ÜMİT'İN 5. SAYISI YAYINDA
Reviewed by Burak Çakır
on
Ocak 17, 2026
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Ocak 17, 2026
Rating: 5
SOLDAN SAĞA, MAT DERGİ'DE
Reviewed by Burak Çakır
on
Ocak 03, 2026
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Ocak 03, 2026
Rating: 5
NESİN VAKFI EDEBİYAT YILLIKLARI İZİNDE ÖYKÜCÜLÜĞÜMÜZ: 1975-1984
Daha önce Varlık yıllıklarını incelerken Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı’na gözüm takılmış ancak yoğunluğum sebebiyle bir başka bahara bırakmıştım. Nihayetinde beklenen bahar geldi ve 1976’dan 1985’e dek on yıl devam eden yıllıkları temin ederek okuma şansına eriştim. Varlık yıllıklarında olduğu gibi okumalarımı yine öykü üzerine yaptım ancak Nesin yıllıklarında farklı bir yaklaşım ve daha kapsayıcı bir tutum çabası gördüğümü söylemeliyim. Örneğin yıllıkların hemen başında yer alan “Edebiyat Yılı Takvimi” ile geçen bir yılın edebiyat olayları kronolojik sırayla veriliyor, bu da on yıllar sonra bile dönemin atmosferini ve gelişen olayları anlamlandırmayı büyük ölçüde kolaylaştırıyor. 1980 yıllığının “Sunu” bölümünde, Aziz Nesin de yıllıkları çok faydalı bulduğunu dile getiriyor. Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı’nı kurumsallaştırarak kendisinden sonra da devam etmesini istiyor ama yıllıklar yayın hayatını ancak on yıl sürdürebiliyor. Bu yazıyla, Nesin Vakfı Edebiyat Yıllıklarının izinde öykücülüğümüzün on yılında neler yaşandığına kısa bir bakış sunacağız.
Genel Görünüm
Yıllıkların konu aldığı 1975-1984 yılları pek çok açıdan zor geçiyor. Siyasi ve ekonomik sıkıntılar, sosyal hayatla beraber yayıncılık sektörünü de derinden etkiliyor. Hemen her yıllıkta kâğıt fiyatlarının artmasından, kitap basmak için yeteri kadar kâğıt bulunamadığından söz ediliyor. 1977 yıllığında verilen bilgilere göre, gazeteler dışarıda bırakıldığında baskı ve yazı kâğıdı tüketiminde Türkiye’de kişi başı kâğıt tüketimi 1.1 kilogram ile Gana’nın hemen önünde ve Suriye’nin gerisinde görünüyor. O yıllarda bu sayı Yugoslavya’da 5.0, İngiltere’de 21.2, İsviçre’de ise 42.6 kilogram. Yeterli üretimin yapılamadığı bu yıllarda kâğıdın karaborsaya düşmesinden sıklıkla bahsediliyor ve görünen o ki özellikle seçim dönemlerinde kâğıt hepten ulaşılamaz bir hâle geliyor.
Olumsuzlukları bir yana bırakırsak gayretli ve sevindirici gelişmeler de oluyor şüphesiz. Örneğin yıllar ilerledikçe hem yayınlanan kitaplarda hem de alınan ödüllerde daha fazla kadın öykücü ile karşılaşıyoruz. Yerli yazarların ve yazar topluluklarının farklı ülkelerle kurduğu ilişkiler neticesinde edebiyatımızı dünyaya tanıtma girişimlerine de şahitlik ediyoruz.
1960 yılıyla beraber öykücülüğümüzün önemli bir kırılım yaşadığı düşüncesi hâkim, bu konuda sempozyumlar düzenlendiği, yazılar kaleme alındığını görülüyor. Dönemin yaygın görüşüne göre bu kırılım kendiyle ve geçmişiyle hesaplaşan bir edebiyatın ortaya çıkmasını, romantizmi bırakarak gerçeği saptamayı amaçlıyor. Atilla Özkırımlı’nın ifadesiyle, yaşanan bu gelişim beraberinde sanatçıyı bir siyasi tavır almaya zorluyor.
Öykücülüğümüz
İlk beş yıl “Öykü ve Roman” başlığı Attila Özkırımlı imzasıyla çıkarken sonraki beş yılda bölümü “Roman ve Öykü” başlığı ile Konur Ertop kaleme alıyor. Varlık yıllıklarından da aşina olduğumuz gibi yalnızca öyküye ait bir bölüm bulunmuyor yıllıklarda, hatta çoğu zaman kendisine romanın ancak yarısı kadar yer bulabiliyor. Varlık yıllıklarının aksine Nesin Vakfı yıllıkları biraz daha dağınık bir yapıya sahip, zaman zaman bin sayfayı bulan detaylı ve kapsayıcı bir yıllıkta bu kadar dağınıklık kabul edilebilir belki. Neticede Varlık Yıllığı bir noktada edebiyata özel bir yıllık değil, Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı ise sadece edebiyata odaklanarak bir ilki gerçekleştiriyor. Yine de öyküye dair bütüncül bir bilgiye sahip olmak için Özkırımlı veya Ertop’un bölümlerini okumak yeterli olmuyor. Edebiyat takvimi, tartışmalar ve ödüller gibi başlıkları da taramak gerekiyor.
Kapsayıcılıktan bahsetmişken, yıllıklarda edebiyat olaylarına ve tartışmalara da önemli bir yer ayrıldığının altını çizmek gerek. Verilen veya verilemeyen ödüllerin nedenleri, düzenlenen organizasyonlar ve yazarların karşılıklı polemikleri detaylarıyla okuyucuya aktarılıyor. On yıllık yayın periyoduna bakıldığında öykücük adına en fazla tartışılan ismin ise Sait Faik olduğunu söyleyebiliriz. Daha ilk yıllıkta (1976 Yıllığı) Bekir Yıldız’ın, Sabahattin Ali’nin ölüm yıldönümünde yaptığı konuşma gündeme geliyor. Daha sonraları yazılı olarak da yayımlanan 5 Nisan tarihli konuşmasında Yıldız, Sabahattin Ali’nin neden Sait Faik kadar değer görmediğini, adına neden ödüller düzenlenmediğini sorguluyor. “Sait Faik düzenin değiştirilmesiyle değil, düzenin sonuçlarıyla oyalanmış bir yazardır.” ifadeleri, hippi bir tavırla burjuvaziden kaçtığını söylemesi ise edebiyat çevrelerinde ciddi bir tartışma yaratıyor. Ferit Edgü, Can Yücel, Mehmet H. Doğan gibi birçok ismin dahil olduğu tartışma Türkiye Defteri’nin, mayıs sayısında Bekir Yıldız’a yerilen (1971) Sait Faik Öykü Armağanı’nın geri alınması çağrısına dek uzanıyor.
Bir sonraki yıl ise Sami N. Özerdim “Müthiş Bir Tren” öyküsünün aslen Sait Faik’e değil, Macar bir yazara ait olduğunu ileri sürüyor. Nihayetinde Sait Faik’in gazetede her gün bir öykü yayımladığı dönemde çeviri eserlere de yer verdiği, sağlığında bu öyküyü kitabına koymadığı ortaya çıkıyor.
Yıllıklarla beraber öykücülüğümüz de yıllar içerisinde durağan bir yol izliyor. İlk yıllıkta Atilla Özkırımlı’nın bahsettiği canlılık (1975 yılı, uzun yıllardan beri görülmemiş, her edebiyatseverin özlemini çektiği bir edebiyat canlılığı içinde geçmiştir.) giderek durağan ve kendini tekrar eden bir form kazanmış gibi görülüyor. Özellikle 1978 yılında durağan ama ümitvar bir çizgide ilerleyen öykünün her geçen yıl kan kaybettiğini görüyoruz. Bunun bir sebebi öyküde tanınmış isimlerin romana geçmesiyken bir başka nedeniyse yine ekonomi kaynaklı diyebiliriz. Yayınevlerinin artan maliyetleri doğrudan yerli yazarları ve öyküyü etkiliyor. Bu dönemde faaliyet yoğunluğunu göz önünde tutacak olursak gülmece ve tiyatro alanlarında nispeten bir hareketliliğin olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim UNESCO’nun 1979 yılını Dünya Çocuk Yılı ilan etmesiyle yazarların çocuk yazını üzerine daha fazla eğildiği ve önem verdiği bir dönem başlıyor. Genç yazarların şikayetleri ise yetmişli yıllarda da bugünden farklı değil anlaşılan. 1976 yılında, Dönemeç dergisi İzmir’de yayın hayatına başlıyor. Dergi, İstanbul-Ankara’da yayın yapan edebiyat dergilerinin diğer illerdeki genç yazarlara ilgisizliğinden yakınıyor.
1981 yıllığı ile birlikte öykü ve roman başlığını Atilla Özkırımlı’nın yerine Konur Ertop ele alıyor. Ertop, genel başlıklar içerisinde daha kapsayıcı bir anlatım yoluna gitmeye çalışsa da bir okur olarak yılı ele alış biçiminin bana epey karmaşık ve yorucu geldiğini belirtmeliyim. Öyküye ayrılan yer ve önem de azalmış hissi uyandırdı. Geçmiş yılda yayınlanan roman ve yazarlar isim isim verilirken öykü alanında ortaya çıkan kitap ve yazarlardan hemen hiç bahsedilmeden yılın genel bir değerlendirmesi yapılıyor.
1982 yıllığıyla beraber Edebiyat Yılı Takvimi’nde tutuklanan, gözaltına alınan yazarlardan ve toplatılan kitaplardan başka bir edebiyat olayına rastlamak giderek zorlaşıyor. Genel manada bir sessizliğin sürdüğünü söylemek yanlış olmaz. Öyle ki ödüllerden bahsederken hak etmekten ziyade baş ağrıtmayacak çözümler arandığından bahsediliyor. Sait Faik Öykü Armağanı gibi yirmi beş yıldır aralıksız verilen ödüllerde bile aksamalar görülüyor. Nitekim yine pek çok ödülün mansiyonlarla, jüri özel ödülleriyle sonuçlandığına, birincilik ödülü vermekten kaçınıldığına şahit oluyoruz. Türk Dil Kurumu’nun özerkliğini kaybetmesi sonrasında ise düzenlediği edebiyat ödülleri de son buluyor.
1973 yılından 1983’e, basılan kitap sayısı her geçen yıl azalıyor (7497>5000). UNESCO verilerine göre Türkiye, yirmi dört ülke arasında yirminci sırada yer alıyor. Tutuklanan yazarlar ve yasaklanan kitaplar edebiyatımızı ve tabii öykücülüğümüzü de durağanlaştırıyor. Jüri üyeleri yarışmalardan çekiliyor, ödüller verilemez duruma geliyor. Bu durağanlık yıllıklara da yansıyor, Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı önce gecikmeli, sonra eksik bölümlerle yayın hayatını sürdürmeye çalışıyor. 1985 yıllığında önümüzdeki yıl birçok ismin artık yıllıkta yer almayacağı duyuruluyor ancak yıllık tüm bu aksiliklere dayanamayarak yayın hayatını sonlandırıyor. Varlık Yıllığı gibi Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı’nın da son yılı 1985 oluyor.
Dikkatimi Çekenler
Doksanlı yıllarda doğmuş biri olarak yetmişli ve seksenli yıllara dair ilginç bulduğum noktalar oldu. Örneğin telif meselesinin alenen ve sıklıkla dile getirilmesini hem sevdim hem garip buldum. Bugün büyük bir kutsiyet yüklediğimiz yazın uğraşımıza bir iş, emek gözüyle bakmak ve karşılığını beklemek o kadar olağan ki, etkilenmedim diyemem. Diğer yandan Varlık yıllıklarında ancak seksenli yıllarda gördüğüm “Hikâye” yerine “Öykü” kullanımı, Nesin yıllıklarının daha ilk sayısından itibaren görmek mümkün. Elbette Nesin yıllıklarında da tek bir kullanım yok, kimi zaman “Hikâye” zaman zaman “Öykü” tercihi mevcut. Benzeri bir ikilem “Edebiyat” ve “Yazın” kullanımında da görülüyor. Bu durum eleştirilere neden oluyor ki 1984 yıllığının “Sunu” bölümünde Aziz Nesin cevap verme ihtiyacı hissediyor. Amacının Türkçe olan “Yazın” kelimesine okuru hazırlamak olduğunu belirtiyor. Dileğinin, yıllıkların adını “Nesin Vakfı Yazın Yıllığı” olarak yayımlayabilmek olduğunu dile getiriyor.
Dikkatimi çeken bir başka konu ise edebiyatın ana akımı olarak nitelendirebileceğimiz radyo ve televizyon dünyasındaki varlığı ve değişen dünyaya ayak uydurma gayreti oldu. Bu dönemde yazar çevrelerinde toplumun hızlı bir değişim içerisinde olduğu ve yazarların bu hıza yetişemediği sorunu dillendirilmeye başlamış bile. Anlatım biçimlerinin yenilenmesi ve edebiyatın televizyon, sinema gibi yeni mecralarla yarışabilir hâle gelmesinin gerekliliği konuşuluyor. İşin doğrusu, bugün edebiyat dünyasında böyle bir varolma arzusu görmüyorum, daha çok bir kabulleniş hâli hâkim.
Nihayetinde
Aziz Nesin, yıllık konusunda oldukça hassas, kendisine ve vakfa maddi anlamda zararı olmasına karşın yıllıklara fazlasıyla önem veriyor ve sürekliliğini arzuluyor. Bu sebeple yıllıklar üzerindeki yönetimini devretmeye çalıştığı ve kurumsallaştırarak çok daha uzun soluklu bir yayıncılık arzuladığı görülüyor. Ne yazık ki süreç istediği gibi ilerlemiyor, kâğıt temin sorunlarının yanında yıllıklarda bölümleri bulunan yazarların yazılarını geciktirmeleri ve zamansız ayrılıkları Nesin’i sık sık sıkıntıya düşürüyor ve bunu da belirtmekten çekinmiyor. Her yılın ilk günü çıkan yıllıklarda 1982 yılı itibarıyla aksamalar hemen göze çarpıyor. 1982’de bir, 1983’te beş ay gecikmeli yayımlanan yıllıklar bu tarihten sonra bir daha vaktinde yayımlanamıyor. Yıllıkların gecikmesinin yanı sıra yıllar içerisinde yıllığa yetişemeyen yazılar/bölümler de görülüyor. Varlık Yıllığı’nın da yayın hayatını sonlandırması ile yıllıklar uzunca bir süre yazın hayatımızdan çıkıyor, böylece dönemine ayna tutan ve ruhunu yansıtan bu belgelerden mahrum kalmış oluyoruz.
yitikulke.com (Kasım 2025)
NESİN VAKFI EDEBİYAT YILLIKLARI İZİNDE ÖYKÜCÜLÜĞÜMÜZ: 1975-1984
Reviewed by Burak Çakır
on
Kasım 05, 2025
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Kasım 05, 2025
Rating: 5
KULAK MİSAFİRİ, NOTOS'TA
"Hafakanlar bastığından mıdır nedir erken indi minibüsten, yoksa daha yolu yoldu. Aşması gereken dik bir yokuş, atlatması gereken badireler vardı, öyle yürüyerek olacak iş değildi. Yürümedi de, ayakları varmadı. Çakma spor çantasını sırtladığı gibi sigarasını tellendirecek bir yer aradı, neyse ki mahallede ahım şahım bir değişiklik yoktu. On yıldır aynı mıcır yol, sıvasız binalar, briket bahçe duvarları. Birkaç zincir market sayılmazsa dükkanlar bile aynıydı."
Bir taşra dedikodusunun izinde mahalle kahvehanesine konuk oluyoruz. Kulak Misafiri, Notos'un 105. sayısında.
KULAK MİSAFİRİ, NOTOS'TA
Reviewed by Burak Çakır
on
Ekim 17, 2025
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Ekim 17, 2025
Rating: 5
İLGİLİ MAKAMA, EDEBİYAT HABER'DE
"Bunları detaylıca kaleme almamın nedeni, içinde kaldığımız çıkmazı size daha iyi anlatabilmek. Değerli vaktinizi böyle kişisel bir mesele ile aldığım için kusura bakmayın lütfen. Çaresiz kalmasam yapmazdım."
İlgili Makama şimdi edebiyat haber'de yayında. Öykünün tamamını okumak için tıklayın
İLGİLİ MAKAMA, EDEBİYAT HABER'DE
Reviewed by Burak Çakır
on
Ekim 15, 2025
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Ekim 15, 2025
Rating: 5
TV41 RÖPORTAJI
TV41'de yayınlanan İyi Şeyler Konuşalım programının bu hafta konukları: Yazar/Editör İrem Nas ve Yazar/Editör Burak Çakır. Bölümü izlemek için tıklayın.
TV41 RÖPORTAJI
Reviewed by Burak Çakır
on
Ağustos 19, 2025
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Ağustos 19, 2025
Rating: 5
YAŞAR DAHA, ÖYKÜ GAZETESİ'NDE
Reviewed by Burak Çakır
on
Temmuz 01, 2025
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Temmuz 01, 2025
Rating: 5
SİNYAL SESİNDEN SONRA, KE'DE
"Salihciğim içerideydim, aramışsın duymamışım ama mesajını aldım. Haklısın, konuştuğumuz gibi gitmedi çoğu şey. Köyü, yaşlısı zaten bir dertken, üstüne olmayacak bir ton olay yaşadın, yoruldun. Anlıyorum ben seni, yani şu son birkaç gün bile insanın dengesini bozmaya yeter. Emin ol farkındayım, farkında olmaktan başka bir şey yapamıyorum sadece."
SİNYAL SESİNDEN SONRA, KE'DE
Reviewed by Burak Çakır
on
Haziran 03, 2025
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Haziran 03, 2025
Rating: 5
YERLİ YERİNDE ŞİMDİ YAYINDA
Yerli Yerinde programıyla edebi metinleri konu edindikleri yerlerde seslendiriyoruz. Böylece metnin atmosferini edebiyatseverlerle buluşturacağımızı umuyoruz. Hazırsanız yolculuğa başlıyoruz. İlk bölümde geçtiğimiz yüzyılın önemli şairlerinden birini, Yahya Kemal Beyatlı'yı takip ediyoruz. Mükemmeliyetçiliği ile bilinen Beyatlı'nın şiirinde İstanbul ve İstanbul'un sosyal hayatı önemli bir yer tutuyor. Boşuna "İstanbul Şairi" diye anılmıyor neticede. Süleymaniye'de Bayram Sabahı, Sessiz Gemi, Akıncılar gibi şiirlerinin yanında tıpkı Valide-i Atik gibi köşe de kalmış bir şiirini ziyaret ediyoruz. Hazırlayan ve Sunan: Burak Çakır Yönetmen: Nezafet Büşra Müzik: Mert Dizdar Yapım: Son Ümit 2025
YERLİ YERİNDE ŞİMDİ YAYINDA
Reviewed by Burak Çakır
on
Mart 13, 2025
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Mart 13, 2025
Rating: 5
RETRO TURİZM, İSHAK EDEBİYAT ÖYKÜ SEÇKİSİ'NDE
Retro Turizm öyküm ile İshak Edebiyat Öykü Seçkisi’nin bu seneki konuklarından biriyim. Seçkiye tüm seçkin kitapçılardan ulaşmak mümkün. Başta İshak Edebiyat ve Metinlerarası Kitap olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederim.
“Perona yanaştığımızı sezmiş gibi uyanıyor, ayaklanıyor yolcular. Kesin bunların bilmediğim bir anlaşmaları var, ilk inene ödül falan veriyorlar. Durmaya yakın çıkıyorum araçtan, millet üşüşmeden boşaltmalı bagajı. Soğuk. Bagajın kapısı daha da soğuk. Belki ayaz yok ama içine işliyor insanın. Ben ilk valizi çıkarana dek üçer beşer iniyor yolcular. Ödülün sahibi tıknaz, yaşlıca bir teyze oluyor. Elime geçen bavulu koyuyorum yanıma. Üç, beş, derken onu görüyorum. Mümtaz Bey’in bordo bavulunu.”
RETRO TURİZM, İSHAK EDEBİYAT ÖYKÜ SEÇKİSİ'NDE
Reviewed by Burak Çakır
on
Mart 03, 2025
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Mart 03, 2025
Rating: 5
VARLIK YILLIKLARI İLE ÖYKÜ DÜNYAMIZDA ÇEYREK ASIR (1960-1985)
Geçtiğimiz yaz biraz güneşten biraz da can sıkıntısından kaçmak adına sığındığım sahafta rastladım 1963 Varlık Yıllığı’na, edebi anlamda bütün yılın titiz bir şekilde değerlendirildiğini görmenin keyfiyle sahaftaki yıllıkları topladım, eksik kalanları sipariş ederek tamamladım. Böylece 1960’dan 1985’e dek yirmi beş yıllık bir Varlık Yıllığı koleksiyonuna sahip olmuş bulundum. Özellikle öykü dünyasına dair yazılanları merak ediyordum ve süratle okumalara başladım. Okumalarım sırasında ilgimi çeken yerleri not almayı da ihmal etmedim. Bu yazıda da ilgimi çeken, dikkate değer bulduğum noktaları üç başlık altında toplamaya çalıştım.
60’lı Yıllarda Hikâye
Edebiyatımızda II. Dünya Savaşı’nın akabinde öyküye dair yoğun bir ilgi olduğunu söyleyebiliriz ancak bu ilginin altmışlı yıllara gelirken aynı tutkuyla devam etmediğini görüyoruz. Bilhassa 1954 sonrasında öykü kitapları giderek azalıyor. Öykünün hünerli kalemleri romana geçiş yaparken okurun da çeviri eserlere yöneldiği gözlemleniyor. Üstüne ekonomik zorluklar ve kâğıt zammı da eklenince öykü kitapları basılmaz oluyor.
Elbette öykü yok olmuyor ama büyük oranda gazetelerde ve dergilerde kalıyor, kitaplaşamıyor. Tanınan isimlerin bile basımı yayınevlerince ötelenirken yeni isimler adlarını duyurmak için ücretini ödeyerek kitaplarını kendileri bastırmak durumunda kalıyor. Rauf Mutluay’ın aktardığı veriler ile ifade edersek durumu daha iyi anlayabiliriz, 1960’dan 1969 yılına dek on yılda toplam yüz on altı öykü kitabı basılabiliyor. 1970 Varlık Yıllığı’nda bu dağılım şöyle veriliyor:
1960: 10
1961: 4
1962: 20
1963: 11
1964: 9
1965:15
1966: 8
1967: 8
1968: 13
1969: 18
Tabloya göre yılda yaklaşık on iki (tam olarak 11.6) öykü kitabının yayımlandığı görülüyor ancak dönemin atmosferine baktığımızda bu sayıyı yakalamanın da kolay olmadığı anlaşılıyor. Bu noktada yayıncı ve yazarı motive eden en önemli konu kuşkusuz ödüller oluyor. Sait Faik Hikâye Armağanı, Yunus Nadi Ödülü, Dil Kurumu, May Yayınları ve Tercüman gazetesi gibi kurumların ödülleri, yazarları kitap konusunda teşvik edici etkenlerden oluyor. Peki ne ölçüde? Tahir Alangu, ödüllerin yeterince gündem oluşturamadığını ve verilen ödüllerin de ekonomik anlamda yeterli olmadığını aktarıyor. Bununla beraber ödüllerin zaman zaman kesintiye uğradığını da görüyoruz. Örneğin, Sait Faik Armağanı 1960-64 yılları arasında verilmiyor/verilemiyor. Prestijli sayılan bir diğer ödül (Dil Kurumu ödülü) için ise “hangi ölçülerde verildiği sürekli bir dedikodu konusu” notunun düşüldüğünü görüyoruz. Benzeri notlar farklı ödüller için bugün de düşülüyor ama altmış yıl önce de benzeri tereddütlerin olması ilginç.
II. Dünya Savaşı’ndan 1950’lilerin ortalarına dek öykü dünyasındaki hareketlilikten söz etmiştik. Bu hareketli dönemin ve tabii öncesinde kalem oynatmış önemli öykü yazarlarının tekrar baskılarından sıklıkla bahsediliyor altmışlı yıllarda. Aktif üretimin zorluğu beraberinde eski yazarlara sarılma arzusunu pekiştirmiş gibi görünüyor. Sait Faik, Sabahattin Ali, Memduh Şevket gibi pek çok ismin kitapları özellikle 1965 sonrasında yayınevleri tarafından tekrar tekrar basılıyor. Dolayısıyla diyebiliriz ki, bu on yıl boyunca öykü okuru ya eski yazarların eserleriyle ya da çeviri kitaplarla ilgileniyor ama yeni öyküye itibar etmiyor. Peki neden? Yetmişli yıllar işte bu soruyla başlıyor.
70’li Yıllarda Hikâye
1970’li yılların başında yaşanan en önemli olaylardan biri, okurun neden öykü dışı türlere yöneldiğini soruşturmak oluyor. Nitekim okurun öyküden uzaklaşmasına dair farklı görüşler verilse de özellikle yazarların bireysel temalarda ısrarı etkili olmuş gibi duruyor. Yetmişli yılların siyasi hareketliliği ile beraber edebiyatın sosyal hayatla daha fazla temas etmesi, okuru ve beraberinde medya ilgisini de yeniden yerli öykünün üzerine çektiği görülüyor.
Altmışlı yıllarda gazetelerin edebi metinlere ve hatta yazarlara dair haberlerden kaçındığına şahit olurken, yetmişlerde gazeteler yeniden edebiyata yer vermeye başlıyor. Ödüllerin sayısı kadar ödül miktarlarında da artış oluyor, ayrıca döneminin tek medya kurumu olan TRT’nin edebiyat ödülleri vermeye başlaması da camiada bir heyecan yaratıyor. Yazarlar, geçen on yılın aksine basında daha fazla yer bulma şansı yakalıyor.
Yetmişler aynı zamanda kadın yazarların daha aktif göründüğü bir dönem. Tomris Uyar’ın adını sık sık duyduğumuz bu on yıllık aralıkta Sait Faik Armağanı’nı alan ilk kadın yazar da “Parasız Yatılı” ile Füruzan oluyor (1972). Bu dönemde kadın öykücüler hakkında dergilerde dosyalar hazırlandığını görüyor, kitabı yayımlanmış on dört kadın yazarı ve eserlerini yakından tanıyoruz. Sevgi Soysal, Adalet Ağaoğlu, Gülten Dayıoğlu bu isimlerden bazıları. Altmışlı yıllara baktığımızda bu sayı dokuzu geçmiyordu ne yazık ki.
İnişli çıkışlı ama çok daha üretken bir on yıl izlememize karşın Varlık Yıllığı’nda Rauf Mutluay’ın karamsar bir tablo çizdiğine şahit oluyoruz: “Kendi göbek bağını koparıp kendi satışıyla geçinemiyor hikâye türü.” diyor. Üstelik karamsarlığı yalnızca o günler için değil, geleceğe dair de benzeri kaygıları bulunuyor: “Nasıl sinemaya eklenen ev televizyonunun etkisi tiyatro salonlarını boşaltmışsa, görsel tembelliğe alışan okurlar da uzaklaşacaklar gittikçe bu yan türden.”
Yetmişli yıllardan bu yana tiyatronun da öykü gibi zor günler geçirdiği muhakkak ancak son yıllarda hem izleyici hem de oyuncular nezdinde tiyatroya dönüş olduğu da aşikâr. Yüksek bütçeli, iyi prodüksiyonlu oyunlarda sinema veya televizyon dünyasının ünlü oyuncularını görmek bugün sıradan hâle geldi, uçuk fiyatlarına karşın bilet bulmakta zorluk çekiyor seyirci. Peki öykü? Bilinen yazarların veya genel okur kitlesinin dikkatini aynı ölçüde çekebiliyor mu? Mutluay kadar karamsar değilim ama ciddi bir eğilim de görmüyorum şahsen.
80’lerin İlk Yarısında Öykü
Yetmişli yılların sonu, seksenli yılların başı sancılı geçiyor diyebiliriz. Mart 1981’de Yaşar Nabi vefat ediyor, bu sebeple mi bilemiyorum ancak 1981 itibarıyla “Roman ve Hikâyemiz” başlığını Hasan Bülent Kahraman kaleme almaya başlıyor. Böylelikle dikkatimi çeken bir değişiklik daha yaşanıyor, ilk yıllıktan itibaren kullanılan “hikâye” yerine “öykü” tabiri tercih edilmeye başlanıyor. 1981 Varlık Yıllığı’nın bölüm adıyla karşılıyor bizi bu değişiklik: “Roman ve Öykümüz”.
Yetmişli yıllarda gördüğümüz inişli çıkışlı üretim grafiğinin seksenli yıllarda da devam ettiğini, yazarların bireysel ve toplumsal konularda gelgitli fikirlere sahip olduklarını anlıyoruz. Yine de bu sancılı yıllarda romana kıyasla öykücülüğümüzde daha deneysel ve çarpıcı eserler görülüyor. Hasan Bülent Kahraman’ın “kaçış” olarak tanımladığı bu beş yıl içerisinde siyasi atmosferin de getirileriyle kamplaşmaların derinleştiği, ödüllerin artan sayısına karşın nitelik kaybettikleri bir dönem yaşanıyor. Yine Kahraman’ın tabiriyle bu yıllarda “yayınevleri ilgisiz, eleştirmenler suskun, okurlar habersiz, gazeteler kayıtsız, tanıtma yazıları vakitsiz ve yetersiz” kalıyor.
Bardağın dolu kısmında ise kadın yazarların hâkimiyeti göze çarpıyor. Bu beş yıllık dönemde Sait Faik Hikâye Armağanı üç kez kadın yazarlarla buluşuyor: Tomris Uyar (1980), Nursel Duruel (1983) ve Pınar Kür (1984) kitaplarıyla ödülün sahibi oluyor. Kalan iki yılda (1981, 1982) da armağan düzenlenemiyor, Dil Kurumu ödülü ise son kez 1982’de veriliyor.
1960’da başlayan ve çeyrek asır devam eden bu edebiyat serüveni “1985 Varlık Yıllığı” ile son buluyor. Öykünün macerasını yıl yıl takip etmenin verdiği heyecan da bitiyor beraberinde. Bugünden dönüp o yıllara bakmak, nesnel ve derli toplu bir fikir edinmek elbette mümkün ancak bu bakış içerisinde bir yaşanmışlığın olamayacağı da muhakkak. Yıllıkları bu anlamda akademik bir çalışmadan ayırmak gerek. Tahir Alangu, Rauf Mutluay ve Hasan Bülent Kahraman’ın aldığı notlar yalnızca o yılların çerçevesini çizmekle kalmıyor; edebiyata ve öyküye dair yaklaşımları, eğilimleri ve kişilerin gündelik reflekslerini gösteriyor. İşte bu sebeple bugünün öykü dünyasını anlamak ve geleceğe dair öngörüde bulunmak için yıllıkları kıymetli buluyorum. Benzeri çalışmaları bugün de görmek isterdim, yarına benzer bir miras bırakabilmek için.
edebiyathaber.net (27 Şubat 2025)
VARLIK YILLIKLARI İLE ÖYKÜ DÜNYAMIZDA ÇEYREK ASIR (1960-1985)
Reviewed by Burak Çakır
on
Şubat 27, 2025
Rating: 5
Reviewed by Burak Çakır
on
Şubat 27, 2025
Rating: 5
Kaydol:
Yorumlar
(
Atom
)











